
DEĞERSİZLİK
Şükran CEYHAN
“Mide dediğin yumruk kadar bir organ!”
İç Anadolu’da küçük bir kent merkezindeki bir ayakkabıcı dükkanının önünde portre fotoğrafı çekmeye çalışırken, iki esnaf arasında ilginç bir sohbete kulak misafiri oldum. Bir yandan çektiğim fotoğrafa odaklanmaya çalışırken diğer yandan konuşulanları dinlemeden yapamıyordum.
Kulağıma çalınan ilk cümle şöyleydi. “Mide denilen yumruk kadar bir organ birader, ha yağlı ekmek, bal börek yemişsin ha bir baş kuru soğan. Fark eder mi? Neden bunu bu kadar büyütüyorlar? Adam bizi dünya vatandaşı yapmış mı? Yapmış! Dünya lideri olmuş mu? Olmuş! Bundan kelli biz kuru ekmek yesek ne olur? Böyle bir adama can feda hem de binlerce can…“ Birden kim bu cümleleri söyleyen diye dönüp arkama baktım. Yaşı 70’lere yakın, yüzü sarı, gözleri ve yanakları içine çökmüş, ağzındaki dişlerin nerdeyse tamamı dökülmüş, yırtık pırtık olmasa da ona yakın eskilikte kıyafetleri olan yaşlı bir adam, kendisi gibi aynı yaşlardaki arkadaşını ikna etmeye çalışıyordu. Gerçeklikten kopmuş olan bu zavallı insancıklar, malum bir partinin ve liderinin sempatizanı olarak ateşli bir şekilde partinin liderini ve yaptıklarını savunuyorlardı. Biri anlatıyor, diğeri de her bir cümleyi başını sallayarak düşünceli düşünceli onaylıyordu. Dönüp o adamcağıza şöyle demek isterdim: “Senin o yumruk kadar dediğin organ hep kuru soğana talim ettiği için böyle yaşından önce belin bükülmüş, dişin dökülmüş. Seni yönetmesi için seçtiğin bu adamlardan ne farkın var? Ve neden ballı böreği hep onlara layık görüp kendini en aza razı ediyorsun?” Bunları söylesem beni bastonla kovalardı sanırım…
Bu nasıl bir körlük!.. Bu yaşlı adamın kendini bu kadar değersizleştirip bir parti liderinin kişiliğinde benliğini yüceltmesi çok acıydı… Midesine ne girerse girsin ya da hangi şartlarda yaşarsa yaşasın ama “krallar çok yaşasın“ duygusunun altında yatan çok büyük bir değersizlik duygusu değil miydi bunca halkın ezilmesinin nedeni…
Bugün bu duygu özellikle toplumun alt gelirli ve düşük eğitimli kesiminin nerdeyse tamamına hakim. Bu nedenle kendini hor ve yaşamaya değer görmeyen ve yaşamı ölümden sonraki hayata erteleyen bir anlayış bu insanları etkisi altına alıyor. Pahalılık, adaletsizlik, eşitsizlik ne olursa olsun toplumda bir tepkisellik olarak karşılık bulmuyor. Yönetenler ne yaparsa yapsın, onlara sorgulamadan sonsuz bir tutkuyla biat ediyorlar. Bu insanlar bugün gelinen noktada tam bir lider fanatizmi içerisinde. Liderin her yaptığını doğru kabullenerek, etraflarına ve gerçeklere algılarını tamamen kapatmışlar, kendilerini hayran oldukları parti liderinin kimliğinin altında ezdirerek bireysel kimliklerini yitirmişler. Adeta varlıklarını feda eden bir fanatik gruba dönmüşler. Bu yapıdaki insanlar hayran oldukları liderin düşünce ve eylemlerini eleştirmeyi adeta günah sayıp, sorgulamadan koşulsuz doğru kabul ediyorlar. Onlara göre lider asla yanlış yapmaz, yanılmaz. O kutsaldır. Onun karşısında olan herkese karşı düşmanlık besliyorlar. Bu da otoriter eğilimin güçlenmesine toplumda kutuplaşmanın keskinleşmesine neden oluyor. Lider fanatizmi yarattığı birlik duygusuyla, eleştirel düşünceyi de zayıflatarak toplumsal gelişimi sekteye uğratıyor. Sağlıklı bir toplumda liderler desteklenebilir elbet ama aynı zamanda sorgulanabilir ve eleştirilebilir olmalı.
Aklıma daha önceki sayılarımızın birinde sanırım (2022 Mayıs) Die Welle filmi hakkında yazdığım yazı geldi. O yazıda da varılan sonuç, yeni bir kültür yaratmak isteyen totaliter yönetimlerin tarih boyunca faşizme tırmanan merdivenleri, sosyal psikolojiyi çözmüş olan karizmatik bir liderlikle ve lider fanatizm ile sağladıklarını görmüştük. Geniş halk kitlelerini etkisi altına alan bu liderler asıl güçlerini kendini yok sayan, var olma biçimini ait olduğu parti ve onun liderinde bulan bu fanatik taraftarlarının koşulsuz biatlarından alıyorlardı. Bu da hiç şüphesiz otokrasiye giden yolun taşlarını ezilen insanların bu davranışlarının döşediğini gösteriyor bizlere.
“Filmin en vurucu repliği: “Dalga benim hayatımdı…” bu tam da kimlik ve aidiyet sorunu yaşayan tüm insanların kendini var ettiği yeri tanımlıyor. Ve böyle bir fanatizmin sonucunda güçlenen faşizmin çok tehlikeli olduğunu, tüm toplumlar için büyük tehdit unsuru olduğunu en iyi şekilde anlatıyor.
Lider fanatizmi maalesef, değil midesini hatta canını bile lideri yoluna feda etmekten çekinmeyen tehlikeli insan toplulukları yaratıyor. Bu da günümüzdeki savaşların, kötülüklerin, eşitsiz paylaşımların bir salgın gibi tüm dünyaya yayılmasına neden oluyor.