
YEŞİL SOKAK HOLİGANLARI*
Suna CAN
2005 yılında vizyona giren Yeşil Sokak Holiganları filmi fanatizmi, fanatizmin bir üst noktası olan holiganlığı konu alır. Yönetmenliğini Lexi Alexander’ın yaptığı bu film fanatizm ve bir ötesi olan holiganlığın bireyin kendisine ve çevresine olan olumsuz etkilerini, zararlarını çok güzel bir biçimde göstermiştir.
Filme geçmeden önce Yeşil Sokak Holiganlarının tarihçesinden kısaca söz etmek isterim:
“… 1800’lerin sonunda Londra’nın güneydoğusunda yaşayan işçi kesiminin geçim kaynakları çalıştıkları tersanelerdir. Bölgede gemi yapan irili ufaklı birçok tersane bulunmaktadır. Bu tersanelerden en büyük iki tanesi Thames Iron Works ve The Millwall Iron Works. En büyük gemileri yapan ve en çok işçi çalıştıran bu tersanelerin arasında bir rekabet vardır. Haliyle bu rekabet tersane işçilerine de yansır. İki tersane işçileri birbirleriyle pek iyi geçinemezler. Birbirleriyle takılmazlar, yemek yemezler. Hatta aynı sahada top bile oynamazlar.
1885 yılına gelindiğinde Millwall Tersanesi işçileri Thames Nehri’nin kenarında Millwall Rovers Kulübü’nü kurarlar. Renkleri mavi, beyaz olan kulüp 1900 yılında FA Cup finaline yükselince armasına aslan ekler ve The Lions yani Aslanlar olarak anılırlar. Millwall’ın kuruluşundan on yıl sonra Thames Iron işçileri Thames Iron Works FC’yi kurarlar. Bu isimle Millwall’la yaptıkları ilk maç 1899 yılında olur ve maçı Millwall 2-1 kazanır. Thames Iron Works beş yıl sonra Upton Stadı’na taşınır ve isimlerini mahallelerinin adından alarak West Ham United olarak değiştirirler. İşçi oldukları için de armalarına çekiç eklerler ve The Hammers yani Çekiçler olarak anılırlar. West Ham yeni evine taşındıktan sonra ilk maçını Millwall’la yapar ve maçı 3-0 kazanır. O zamanlar bu iki takımın maçları çok kalabalık oluyormuş. Hatta günümüzdeki taraftar sayısı taa 1900’lü yıllarda bu iki takımın maçına geliyormuş ve maçlar da normal bir şekilde sorunsuz bir rekabet havasında oynanıyormuş. Ta ki 1920 yılına kadar… O yıl tersane işçileri ücretlerin ödenmemesinden dolayı genel greve gittiler. Her ne kadar aralarında rekabet olsa da bu iki büyük tersanenin işçileri de grevde beraber hareket etti ve birlik oldular. Bölgede bulunan diğer tersanelerin çalışanları da bu greve katıldı ama Millwall işçileri ‘The boss is king. Fuck the strike’ (Patron kraldır. Grevi s.keyim) diyerek patronla gizlice anlaşıp grevi kırdılar. Bunun üzerine West Ham taraftarlarının oluşturduğu Thames Iron işçileri, gördükleri yerlerde Millwalllara saldırdılar. Millwalllar da bu duruma karşılık verince 1921 yılında ve West Hamlı bir genç dövülerek öldürüldü ve o günden sonra çarşı iyice karıştı. Artık iki taraf arasında töre dizilerini aratmayacak bir şekilde kan davası başladı. Taraflar arasında çok şiddetli mahalle kavgaları yaşanıyordu. Olaylar ülkenin sorunu haline gelmişti ve güvenlik güçleri tarafından zar zor bastırılıyordu. 1922 yılında (…) Cup maçı daha olaylıydı. Binlerce West Ham taraftarı Upton Stadı’nın arkasında ki Green Street’te yani Yeşil Sokak’ta toplandı. Zaten Yeşil Sokak Holiganları ismi de bu sokaktan geliyor. Karşı taraftan gelen binlerce Millwall taraftarıyla göğüs göğüse cenk ettiler. Bu savaş sonunda 5 West Ham, 2 Millwall taraftarı ve 3 de polis öldü. Bu olaylardan sonra iki takım arasında yapılan her maçta illaki mevzu çıktı.
(…) 2003 yılına gelindiğinde Millwall ile West Ham arasındaki bir lig maçında futbolcular sahada topa vururken taraftarlar da dışarıda birbirlerine vurdular. Yapılan kavgada 3 West Ham taraftarı öldü. Bushwhackers grubu 1922’de öldürülen 5 West Ham taraftarını da ekleyerek 8 yazılı tişört bastırdılar. Buna karşılık West Ham taraftarları da ‘katil işbirlikçiler’ yazan pankart açtılar. İki takım son karşılaşmasına 2012 yılında Upton Park’ta yaptı. Bu maçı West Ham 2-1 kazandı. (…)” **
Filmin oyuncularından Elijah Wood, Matt Buckner karakterini canlandırmaktadır. Matt; Amerika’da, Harvard Üniversitesi’nde gazetecilik okuyan, mezun olmasına son iki ay kalmış bir öğrenciyken, senatörün oğlunun uyuşturucu suçunu üstlenmek zorunda bırakılınca okuldan atılmıştır. Bunun üzerine Londra’daki yıllardır görmediği ablasının yanına gelmiştir. Ablası Shannon Dunham rolüyle Claire Forlani oynar.
Ablasının kocasının kardeşi Pete Dunham’ı oynayan Charlie Hunnam ise başroldedir. West Ham United’ın şiddet eğilimli Yeşil Sokak Holiganları (Green Street Elite-GSE) adlı taraftar grubuna dahildir. Abisiyle anlaşamamakta, serserilik yapmaktadır.
Matt (Elijah Wood), ablasının yanına geldiğinde Pete (Charlie Hunnam) ile karşılaşır. Pete’in abisi rolünü Steve Dunham adıyla Marc Warren canlandırmaktadır. Steve eşiyle gece dışarı çıkacağı için, kardeşinden Matt’i o gece maça götürmesini ister. Pete de abisine: “Bir Yanki’yle futbol maçına gidemeyeceğimi biliyorsun” diye karşılık verir. Ancak para karşılığında bunu kabul eder.
Fransızca fanatique’den dilimize fanatik olarak geçen sözcük TDK’ye göre, “Bir düşünceye, inanca veya takıma körü körüne, aşırı bir tutkuyla bağlı olan ve bu konuda mantıksız, eleştiriye kapalı davranan bağnaz kişi demektir. Bir fikri savunurken karşı tarafa söz hakkı tanımayan, aşırı coşkulu ve saplantılı tutum sergileyenler için kullanılır.” Fanatiklik deyince aklımıza hemen futbol gelirken, aslında bu bir kuruma, siyasi bir partiye, nereli oluşumuza kadar gidebilecek pek çok alanlar fanatizmin içine girer. Holiganlık da fanatizmin bir üst perdesi olup şiddet içermesidir.
Film boyunca fanatik insanların genel profiline baktığımızda kişilerin bir yere ait olma ve o yere ait olma hissinin verdiği gücün, kişilerde özgüven eksikliğini giderdiğini, kendilerine saygınlık kazandırdığını görmekteyiz.
Öğrencilerimin: “Hocam, nerelisiniz?” diye sorduklarında “Dünyalıyım” karşılığını veririm. “Hocam anladık. Biz de Dünyalıyız da Dünya’nın neresinden?” dediklerinde de aldıkları cevap: “İçinden” olur. Hiçbir zaman öğrencilerime nereli olduğumu söylemedim, söyleme gereği duymadım. Özellikle İstanbul’da nereli olmak çok önemliydi öğrencilerim için. Her tür etnik yapıdan, yerden, ideolojiden, din ve inançtan insanın bulunduğu İstanbul şehrinde öğrencilerim için bir yerli olmak önemliydi. Hemşehrilik duygusuyla bir yere ait olma, o yere ait olmanın verdiği gücün öğrencilerimde güven duygusunu pekiştirdiğini; kendinden olmayanı dışladıklarını, önyargılı davrandıklarını çok kez gördüm. Benim nereli olduğumdan yola çıkarak kendi kafalarına göre bir insan profili çizeceklerdi. Bu önyargıyı kırmak için “Dünyalı” olduğumu söylerim hep.
Filmde de Pete ve arkadaşları için de GSE’li olmak önemlidir. Dahası bir İngiliz’dirler. Matt’i hem GSE’li olmadığı için dahası bir Amerikalı yani Yanki olduğu için hor görüp dışlarlar.
Matt, çalışkan aklı başında bir öğrenci olmasına karşın uyuşturucu kullanan arkadaşına “Hayır” diyemecek kadar özgüveni olmayan, sessiz bir karakterdir. Babasıyla arası iyi değildir. Aile bağları zayıftır. İlk başlarda Pete’in ortamına yabancılık çekerken dahası onun ortamında bulunmak istemezken daha sonraları Pete’in ona yakınlaşmasıyla kendini Yeşil Sokak Holiganlarının içinde bulur. Bu durum hoşuna gitmeye başlar. Her ne kadar Pete’in arkadaşları onu tam anlamıyla benimsemezken, Pete sayesinde bunu aşmaya çalışır. Pete’in Matt’e yakınlaşmasını hazmedemeyen Pete’in yakın arkadaşı Bovver (Leo Gregory): “Aile dostu, ha? Shannon’un kardeşi olduğun için, Pete sana konukseverlik gösteriyor olabilir… Ama şunu bil ki biz yabancılardan hoşlanmayız. Anlaşıldı mı?” der.
Bovver, Pete’e Matt’in gazeteci olduğunu söyler. Bu durum Yeşil Sokak Holiganları arasında hiç hoş karşılanmaz. Bir köstebek olduğunu düşünürler. İpler, bu olaydan sonra kopar. Bovver, Pete’den istediği tepkiyi alamayınca Millwall holiganlarının başı Tommy Hatcher’e (Geof Bell) gidip, Matt’in gazeteci olduğunu ispiyonlar ve nerede olduğunu söyleyerek Tommy Hatcher’in, onun defterini dürmesini ister. Olaylar çığırından çıkar. Bovver’in bile tahmin edemediği sonuçlara varır.
Filmde rahatsız edici, şiddet içerikli sahneler bulunmakla birlikte bar sahneleri iyi verilmiş. Elijah Wood’un oyunculuğu fena olmasa da Charlie Hunnam iyi performans sergileşmiş.
IMDB’si 7.4 olan bu filmin yönetmeninin kadın olması ve böyle bir konuda film çekmesi ilgimi çekti. Filistinli bir baba ve Alman bir annenin çocuğu olan Lexi Alexander, eski bir Dünya Kickboks Şampiyonu ve ABD Deniz Piyadeleri yakın dövüş eğitmeni olarak, dublörlükten Oscar adayı yönetmenliğine kadar yükselmiş. Spor dünyasından gelmesi bu filmi çekmesinde etkili olmuş olabilir. İlk kısa filmi bir boksör hakkında bir drama olan Johnny Flynton. SXSW Jüri ve Seyirci Ödülü kazanan Green Street Hooligans filminin yönetmenliğinin yanı sıra Dougie Brimson ve Josh Shelov’la birlikte filmin senaryosunu yazmış.
Bu filmi izledikten sonra “İçimizdeki fanatik yönler nelerdir? İçimizdeki fanatiklik kimin çıkarlarına ya da neye hizmet ediyor? Kimin iktidar aracına payanda oluyoruz?” sorularını sormadan edemedim.
* https://www.youtube.com/watch?v=LBq2olDKXQc
** https://www.youtube.com/watch?v=z4y8m_T8D7E