Balkanlarda Zamanın Ruhu
DRİNA KÖPRÜSÜ
Gülay YEŞİLİPEK
İvo Andriç, Drina Köprüsü romanında, Osmanlı egemenliğindeki Balkanlar’ın özellikle de Bosna-Hersek’in yaklaşık 350 yıllık bir zaman diliminde geçirdiği toplumsal değişimi anlatır. Romanının baş karakterleri bir köprü ve onun hemen yanı başındaki Vişegrad kasabasıdır. Köprü ve onunla aynı zamanda inşa edilen kervansaray, Osmanlı sadrazamı Sokullu Mehmet Paşa’nın doğduğu topraklara bir armağanıdır, vakfıdır. Severek okuduğum bu romanı sosyolojik bir açıdan değerlendirmeyi istedim.
Yazarın bize gösterdiği, aslında büyük bir toplumsal değişimdir. Osmanlı’nın savaşmadan çekildiği Bosna-Hersek’i, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu ele geçirirken, toprağa dayalı bir ekonomik sistemden, kapitalist bir ekonomiye adım adım geçiştir yaşanan.
Vişegradlılar
Sırplarla Müslümanların yüzyıllarca iç içe yaşadığı bir kasabadır Vişegrad. Bölgedeki Sırp isyanlarının kasabaya yansıması farklıdır. Sırplar bu isyanları kurtuluş ateşi olarak içlerinde duyarken, Müslümanlar bu ateşin sönmesi, düzenin eskisi gibi sürmesi için Allah’a dua ederler.
Sırp ve Müslüman halk, su baskınları gibi afetlerde birlik olup dayanışmayı da bilirler. Müslüman cemaati lideri Molla İbrahim’le Ortodoks Sırp cemaati lideri rahip Nikola dayanışma içinde sorunları çözerler.
Köprü ve Kapiya
Vişegradlılar, acılı ve mutlu anlarını hep köprü üstünde Kapiya’da (köprünün ortasındaki teras) yaşarlar. Bayramlarda, mutlu günlerde Kapiya’da gençler halk oyunları oynar, kahveler içilir, sohbetler edilir. Sırp isyancıların kesilen başları Kapiya’da sergilenir. Kapiya, Vişegrad’ın kalbi gibidir.
Osmanlı Balkanlar’dan çekilirken
Yolcuların bedelsiz konakladığı kervansarayın giderleri için gönderilen paralar gelmez olur. Vakıflardan sorumlu olan Mütevelli ailesi kervansarayı ayakta tutmaya çalışır. Kervansaray zamanla çökmeye başlar. Bu çöküş Osmanlı’nın Balkanlar’da çöküşünü simgeler.
Avusturya’nın Bosna-Hersek’i işgali
1878’in yaz aylarında, Avusturya-Macaristan İmp. bölgedeki Sırp isyanlarının oluşturduğu kargaşayı neden göstererek Bosna-Hersek’i işgal eder. Halk Osmanlı’nın Bosna’yı savaşmadan bıraktığına inanır.
Askerlerin gelişinden sonra… Vişegrad’ın asıl işgali başlar; büyük, küçük her sınıf memur, aileleri, hizmetçileriyle Vişegrad’a gelirler. Onları, ustalar, teknisyenler, mühendisler, vb. izler. Gelenler arasında, Çekler, Polonyalılar, Hırvatlar, Macarlar, Almanlar vardır.
Toplumsal değişim yılları
1878-1914 yılları arasında bu coğrafyada yaşanan… aslında büyük bir toplumsal değişimdir. Osmanlı İmp.’nun savaşmadan çekildiği Bosna-Hersek’i, Avusturya-Macaristan İmp. ele geçirirken, toprağa dayalı bir ekonomik sistemden kapitalist bir ekonomik sisteme adım adım geçiştir yaşanan.
Altyapıda değişim
Avusturyalılar, Vişegrad’ta her şeyi sayarak kayıt altına alırlar; nüfus sayımı, evlerin numaralandırılması, orman ve meyve ağaçlarının sayımı, halkın şikayetçi olduğu hastalıkların tespiti, atların ineklerin sayımı, vb. Yeni yollar, kanallar, kervansaray yıkıntısının yerine askeri kışla, caddelerin ve köprünün ışıklandırılması, evlere içme suyu şebekesinin bağlanması, vb.
Yeni vergilerle Osmanlı’nın zorla aldığından daha fazla parayı halkın cebinden daha kolay ve çabuk çeker yeni yönetim. Fiyatlar kimi zaman hızlı kimi zaman yavaş ama sürekli artar.
İşgalden 20 yıl sonra demiryolu yapımı başlar: 166 km yol üzerinde 100 köprü, 130 tünel.
1908 yılında Vişegrad’ta biri Sırpların öteki Müslümanların iki banka açılır. Para bollaşır, ihtiyaç artar, insanlar borçlanmaya başlar.
Kimi tüccarlar için sıkıntılı günler başlar. Vadeler kısalır, vergiler ağırlaşır. İşgalden sonra zenginleşenler 15-20 yıl içinde yoksullaşır. Oğulları başkalarının yanında çalışmaya başlar.
20. yüzyılın başlarında ufukta büyük savaşın kara bulutlar belirir. Kağıt para ve hisse senetleri inişli çıkışlı seyretmeye başlar.
Üstyapıda değişim
Yeni yönetim zorunlu askerlik uygulaması başlatır. İşgalden sonra kederinden ölen Tsirniçeli Şemsi Beyin torunu Viyana ordusunda başçavuş olur. İşgalden sonra açılan Vişegrad’ın ilk otelini Galiçyalı Yahudi göçmen Lotika işletir. Otel kasabada sosyal hayatın merkezi olur.
20. yüzyılın başında siyasi partilerin, birlik ve derneklerin temsilcilikleri açılır Vişegrad’ta. Sırplar, Müslümanlar, Museviler kendi okuma salonlarını açarlar, kendi korolarını kurarlar. İşçi birlikleri kurulur. Halk ilk kez grev ve sosyalizm sözcüklerini duyar.
Üniversite okumak için Viyana, Prag, Graz kentlerine giden gençler, tatilde Vişegrad’a dönerler. Bu gençler, giyinişleri, davranışlarıyla geleneklere bağlı Vişegrad halkından tamamen farklıdır. Gençler beraberlerinde yeni kitaplar, yeni şiirler, şarkılar, yeni sözler, fikirler getirirler. Yaz akşamları Kapiya’da toplanan bu gençler, 20. yüzyılın başlarında dünyayı etkileyen milliyetçilik ve sosyalist düşüncelerden etkilenmiş yepyeni gençlerdir.
Bosna-Hersek’in ilhakı
Sırbistan’daki ve Osmanlı İmp.’daki siyasi gelişmeler (II. Meşrutiyet) Vişegrad’a yansır. Kasabalılar arasında düşünce ayrılıkları artar. Yönetimin baskısı da artar.
1908’in Ekim ayında, Avusturya-Macaristan İmp. Bosna-Hersek’i ilhak eder. İmparatorun bildirisi tıpkı 30 yıl öncesi gibi… Kapiya’da duvara asılır. İmparator, halka Osmanlı devrinin bittiğini bildirir. Halka barış, refah ve kanunlar önünde eşitlik vaat eder.
Değişimin Köprüye yansıması
1878’de işgalle başlayan toplumsal değişim köprünün de önemini etkiler. Demiryolu Batı’ya yapılan taşımacılıkta önem kazanır. Köprünün Batı’yla bağı kopar. Köprüden artık yalnızca Drina’nın sol kıyısında oturan köylüler ve yük arabaları geçer.
Balkan Savaşları’nda Osmanlı’nın sınırları Edirne’nin ötesine çekilir. Bu büyük çekili Vişegrad’ı sarsar. Köprü için ise bir felaket olur. Köprünün Doğu’yla da bağı kesilir.
1914…
Bosna-Hersek’te tüm dünyayı saracak olan I. Paylaşım Savaşı’nı tetikleyen suikastla savaş başlar. Avusturya-Macaristan İmp.’nın Sırbistan’a savaş açması, sınırdaki Vişegrad’ı alt üst eder. Yüzyıllarca yan yana yaşayan Sırplarla Müslümanlar arasındaki güven ortadan kalkar.
Köprü için de uğursuz bir yıldır… Köprü de savaştan payını alır. Sütunlarına yerleştirilen patlıyıcılar patlatılır… köprü ikiye ayrılır.
İvo Andriç, savaş ortamındaki insanı şöyle anlatır,
“İnsanın içinde yaşayan, ama gelenekler ve kanunlar denen o engeller ortadan kalkmadıkça kendini göstermeye cesaret edemeyen o canavar… artık serbest kalmıştı. İşaret verilmiş, engeller kaldırılmıştı.” (y. 312)
İki simge karakter
İvo Andriç, 1878-1914 yılları arasındaki hızlı toplumsal değişimin insanlara etkisini iki karakterle ayrıntılı işler: Lotika ve Ali Hoca Mütevelli
Lotika – Vişegrad’ın tek otelini işleten güzel dul Lotika, müşterilerine karşı nazik ve anlayışlıdır. Otel kasaba hayatının merkezi olur. Kazancını hisse senetlerine yatırır. Almanca gazetelerden borsa haberlerini izler, yatırımlarını düzenler. Lotika yardımseverdir. Hasta, dul, düşkünlere sessizce yardım eder. Doğu Galiçya’daki yoksul Yahudi akrabalarına da yardım eder. Gençleri okutur, evlendirir. Akrabalarına yol gösterir. Yazdığı mektuplara birer çek ekler.
20 yıl sonra, otel eskisi gibi işlemez, kazancı azalır. Okuttuğu genç akrabaları onu düş kırıklığına uğratır. Lotika artık yorgundur. 20. yüzyıl başlarındaki siyasi krizler nedeniyle hisse senetleri değer kaybeder. Lotika sinir krizleri geçirir. Savaş başlayınca oteli bombalanır. Oteli terk etmek zorunda kalır. Bütün gücünü yitirmiştir. Lotika, yeni düzenle yükselen zenginleşen, yine bu düzenle kaybedenlerin tipiğidir.
Ali Hoca Mütevelli – Ailesinin sorumlu olduğu kervansaray yıkılmıştır. Ali Hoca duygusal olarak kendini köprüden sorumlu hisseder. Ali Hoca, geleneklerine bağlı olmasına karşın, işgale silahla direnmek isteyenlere karşı çıkacak kadar da gerçekçidir. Ali Hoca’ya göre, Osmanlı savaşmadan çekilmiştir. Düzensiz bir halk direnişinin yenilgiyle sonuçlanması, felakete yol açması kaçınılmazdır. İşgalin sıkıntısıyla koca bir gülle gelip Ali Hoca’nın göğsüne oturur. Gülle zamanla küçülse de onu hiç terk etmez.
Ali Hoca, yeni yönetimin Vişegrad’ta yaptığı yenilikleri kabul etmez. Sessizce katlanır. Köprünün temizlenmesi, tamiri çalışmalarını endişeyle izler.
1914… Savaş başlarken hükümetin Müslümanlardan bir gönüllü birlik kurma önerisine karşı çıkar. Hıristiyanlar arasındaki bu dövüşe karışmamaları gerektiğini söyler. Savaşta atılan bombalardan biri de Ali Hoca’nın dükkanına düşer. Ali Hoca’nın göğsündeki gülle yerinden oynar. Evine giden yokuşu çıkamaz, son nefesini verir.
Drina Köprüsü romanı, bizlere Osmanlı İmparatorluğu’nun çöküş nedenlerine ilişkin ipuçları verir… Osmanlı, Avrupa’da 17-18. yüzyıllarda başlayan Aydınlanma ve sanayi devrimlerini yakalayamadığı, yani toprağa dayalı bir ekonomiden kapitalist ekonomiye geçişi gerçekleştiremediği, 19.yüzyıl başlarında Balkanlar’da sert esen milliyetçilik rüzgarlarına dayanamadığı için yıkılmıştır. Osmanlı önce Avrupa’da sonra da Balkanlar’da gelişen zamanın ruhuna ayak uyduramamıştır.