Kocakurt – Ahmet Say
1935 yılında doğan Ahmet Say’ı 2022 Mayıs ayında yitirdik. O da beyaz atına binip gidenler kervanına katıldı.
Artı Kültür-Sanat kümesinde 12 Haziran 2021 tarihinde Kocakurt romanını irdelemiştik. Ben daha önce de bu romanın estetik değerlendirmesini İnsancıl yayınlarından çıkan Romanda Estetik Kalkışma-3 kitabında yapmıştım. Çok etkileyici bir romandı.
Ahmet Say Türk Solu dergisinin yazı işleri müdürlüğü yaptığı dönemlerde 12 Mart darbesiyle gözaltına alınır ve 17 ay Ulucanlar Cezaevi’nde kalır. “Cezaevinde kalmak beni eğitti” diyen Ahmet Say Kocakurt romanını nasıl yazdığını şöyle anlatır:
“Mahkumların ‘Kocakurt’ diye seslendikleri bir dolandırıcının anlattığı hikayelerden hareketle bir roman yazdım. Milliyet’in roman yarışmasına gönderdim, oradan ödül aldım ve kitap basıldı. Kazandığım parayla Fazıl’ın ilk piyanosunu aldım.”
Ahmet Say siyasal mücadelesinden asla vazgeçmemiş, korkusuzca gerçekleri söylemekten geri durmamıştır. Demokratik Sol Parti’nin düzenlediği Uğur Mumcu’nun katledilişinin yıl dönümü etkinliğinde, gazetecilerin sorusu üzerine dönemin adalet bakanı Hikmet Sami Türk’ün 19 Aralık 2000’de Sağmalcılar/Bayrampaşa Cezaevi’nde siyasal tutsaklara yönelik katliamdaki sorumluluğunu yüzüne karşı haykırmıştır.
Yolu ışıklı olsun…
Kocakurt romanında gündelik dil, sokak dili (argo) ve mizah iç içe kullanılmıştır. Kocakurt sanki tanıdığımız birine dönüşüverir. Yazar bir tipik yaratmıştır. Bu tipik karakterlerden biri de Hacıbibik’tir. Romana birçok karakter girer, çıkar. Aslında kişilerden çok olaylar anlatılır. Kocakurt’un anılarıyla cezaevlerinin yaşantısını ve Türkiye’nin toplumsal dönüşümünü görürüz. Ahmet Say, Türkiye’nin ekonomik ve toplumsal yapısının değişimini (1950-1970) Kocakurt’un sık sık cezaevine girip çıkması üzerinden okura gösterir.
Karakterler
Kocakurt – Cumhuriyet döneminde doğmuştur (1923). Yaptığı kanunsuz işlerle cezaevine sık sık girip, çıkar. Esrarkeşler, dolandırıcılar, hırsızlarla beraber aynı koğuşta kalır. Sonradan siyasiler gelmeye başlar koğuşlara. İsminin Kocakurt olması deneyimli oluşundan gelir. Kurnazdır. Kıdemli olması, palavrası ve teatral yeteneğiyle koğuştakileri ağzının içine baktırır. Sözü, sohbeti dinlenir. 1953’te bir pavyonda dansöz olan Züleyha’yı tanımış, sevdalanmış ve onu pavyondan kaçırmıştır. O zamana kadar ailesini namusluca geçindirmeye çalışan Kocakurt, sevdalısını çok para kazanarak mutlu etmek ister. Yasa dışı türlü işler yapar. Hapislerde yatar. Roman boyunca Züleyha’yı arar, görüş günlerinde onu bekler. 1954 model steyşın otomobiliyle şehirleri ve köyleri dolaşarak her derde deva sahte ilaçlar satar. Toplumsal olaylara uygun sözlerle insanları yumuşak karınlarından yakalayıp onlara mani yazar. Destancılık, kaldırımcılık, zarfçılık, definecilik, Almanya’ya yasa dışı işçi gönderimi, gecekondu rantçılığı gibi işlerle para kazanır. Züleyha’nın yorulmadan para kazanma önerisiyle, değişen Türkiye’de yazıhane açar. “Çene satar”.
Züleyha – On altı yaşında Adana’da dansözlüğe başlar. Genç ve güzeldir. Ankara’da bir pavyonda Kocakurt’la tanışır. Kocakurt ona sevdalanır, kollar, gözetir. Pahalı otellere götürür. Kocakurt’un sık sık cezaevine düşmesiyle savrulur. Verem olur. Kocakurt’un bütün uyarmalarına karşın püfçülüğe (esrara) başlar. Belalılarından kurtulmak için sık sık şehir değiştirir. İstanbul’da çalışmaya başladığında Kocakurt’un güvendiği arkadaşı Recai onu başkalarına pazarlar. Artık beyaza da (eroin) başlamıştır. Kocakurt’la son görüşmesinde gençliği yitmiş, perişan durumdadır. Birikmiş parasıyla kendine bir ev almak için Kocakurt’a söz verir. Ankara’da Koyunpazarı’nda bir ev alır. Kocakurt cezaevindeyken evinde boğulup öldürülmüş olarak bulunur.
Uyanık – Kocakurt’un cezaevi dışındaki gözü, danışmanı, akıl hocası. Kocakurt’u cezaevindeyken sık sık ziyaret edip, haberler getirir.
Arap – Kocakurt’un cezaevindeki arkadaşı. Yankesicilikten içeri girmiş, açıkgöz, falakada kolay çözülmez, vücudu dayanıklıdır, eski “çakal”lardandır. Çok iyi rol yapar, Kocakurt’la organize olup dışarıdan içeriye esrar sokar, parasını da paylaşırlar.
Recai – Kocakurt’un İstanbul Tophane’deki arkadaşı. “Cıvık Recai” diye anılır. Tophane ondan sorulur. İstanbul’daki yasadışı işleri Kocakurt’a öğretir. Ona borç para verir. Kocakurt’un cezaevinde olmasından yararlanıp Züleyha’ya göz diker, onu pazarlar. Kocakurt’un kendisine oynadığı oyun sonucunda hınç almak için Züleyha’yı öldürür.
Cabir Bey – Emekli öğretmen. Kocakurt’un Aksaray’daki arsasına istimlak yapılmasın diye diktiği Atatürk’ün büstünü milli duygularla savunur. Mahalleliyi toplar, dozerlerin önüne yatar.
Hacıbibik – Türkiye’deki tarikat-siyaset-ticaret ilişkisine örnektir. Osmaneli ilçesinin ağasıdır, acentacıdır. Her taşın altından o çıkar. İlçede kanun ondan sorulur. Tefecidir, halkı sömürür. Oğlu da babasının paralarını düşünmeden harcamaktadır.
Toplumsal Çözümleme
Atatürk’ün Cumhuriyet devrimleriyle başlattığı aydınlanma hareketi köy enstitüleriyle doruğa ulaşmıştı. Ne yazık ki bu büyük gelişme, çok partili hayata geçiş dönemindeki karşı devrimci hareketle engellendi. Soğuk Savaş döneminde 1947 yılında Paris’te önerilen ve 1948-1951 yılları arasında yürürlüğe konulan Truman Doktrini ve Marshall Yardımı’nı kabul ederek kapitalist dünya sistemine girdi. 1953 yılı Türkiye’nin ekonomik olarak dönüm noktasıdır. Yurttaşın cebinde delikli kuruşlar değil artık kağıt paralar vardır. Ticaret piyasalarının açıldığı yıldır. İşte ne olduysa bundan sonra olur. Siyaset ve ekonomide rota değiştirilir. Atatürk’ün izlediği bağımsız dış politikadan uzaklaştıkça ilerici aydınlar, yazarlar, çizerler, sanatçılar üzerindeki baskılar da giderek artmaya, gerici ve karşı devrimci bir siyaset egemen olmaya başlar. Köy Enstitüsü mezunları apar topar askere alınır. Sabahattin Ali öldürülür. İnsanların evleri aranır. Mektuplara, kitaplara el konur. Soğuk Savaş etkilerini göstermiştir. Her taşın altında komünist aranmaktadır.
1961 Anayasası’yla özgürlükçü ve demokratik bir dönem başlar. Sanayi ve işçi sınıfının da gelişmesiyle toplumsal uyanış yükselir ve emekçiler siyasal amaçları doğrultusunda mücadele etmeye başlar.
Köylerden şehirlere göç eden (gecekondularda yaşayan) insanların işsizlikten, umarsızlıktan dolayı arkalarında sevdiklerini ve ülkesini bırakarak yaban ellere gitmesi. Giderken ve orada yaşarken onuru kırılmış bu insanlara, devletin sahip çıkmaması… Devletin vatandaşına verdiği önem…
1971’deki karşı devrimci askeri darbeyle anayasadan temel hak ve özgürlüklerin önemli bir kısmı kaldırılır. Böylece 1961 Anayasası’yla gelen “Demokratik Anayasa Dönemi” sona erer.
Köylerden kentlere iş bulmak umuduyla gelen insanların, bir gecede şehre yakın yerlerde imeceyle yaptıkları ev… Yıkıma gelenlere direnen halk… Bu işten para kazananlar… Rantçılık… Çarpık kentleşmeyle gelen toplumsal çöküş…
Ahmet Say, bu döneme ilişkin tüm bu toplumsal olguları Kocakurt romanında ele almıştır.
Romanın bize anlatmak istediği aslında, insan her ne kadar koşullarını kendi yaratıyor gibi görünse de koşullar içinde biçimlenir. İnsanın yazgısı toplumsal koşullardan ve yanlış yönetimlerden kaynaklıdır. Suç bireyde aranmamalıdır. Suç toplumsaldır. İnsanca bir düzen kurulana kadar mücadele etmek gerekir. Bunun da yolu aydınlanmadan geçer.