6 Mart 2021 tarihinde irdelendi.
KANLI TOPRAKLAR
Orhan Kemal
“Kanlı Topraklar” Çukurova’nın uçsuz bucaksız bereketli topraklarıdır. Bu toprakların paylaşımı için çok kan dökülmüştür. Orhan Kemal tipik karakterlerle Türkiye’nin resmini çizer… Adana’da kapitalist ilişkilerin yürütüldüğü bir fabrikayı anlatır. Tipik ilişkileri gösterir. İnsanlar bireycidir ve sınıf atlamak için birbirini yerler. Bu sürtüşmede her türlü araç kullanılır. İnsanları korkutmak, insanların dini inanışlarını çıkarları için sömürmek, çalıp çırpmak, yalan söylemek, olayları çarpıtmak.
Topal Nuri: 1934 yılında sarı sıcak Çukurova’da başlar roman. Çırçır kâtibi Topal Nuri tuttuğunu koparan, gemisini her devirde yürüten tipik bir karakterdir. Yıl 1912, Osmanlı döneminin sonunun yaklaştığı yıllardır. Her yerde isyanlar vardır. On yaşındayken Kayseri’den Çukurova’ya çalışmak için yola çıkar. Ardında bıraktığı kimsesi yoktur. Çocukluğunda odun keserken ayak başparmağı bir balta darbesiyle kopar. Bu nedenle topallamaktadır. Önüne gelen topal diye horlar, ağzından lokmasını kapar. Topal Nuri diş bileyerek büyür. Kendine bir söz verir. Bunların öcünü alacaktır. Zamanını beklemektedir. Fırsatını bulduğunda düşene bir tekme de o atacaktır. Gemisini her şartta yürütecektir. Topallamasının Allah’ın bir takdiri olup olmadığını genç yaşta sorgular. Allah’a küfreder. Söylendiği gibi çarpılmayınca Allah’ın varlığından şüphelenir.
Orhan Kemal, Topal Nuri’nin çocukluğunu, gençliğini anlatarak insanın doğuştan kötü olmadığını, insanın yaşadığı toplumun ürünü olduğunu kurduğu insan ilişkilerinde gösterir.
Birinci Paylaşım Savaşı sırasında göç ettirilen Ermenilerin işletmelerini Osmanlılar kapar. Topal Nuri paylaşım savaşına giren devletlerin kimin dost, kimin düşman olduğuyla, inançlarıyla ilgilenmez. Kurduğu ilişkiler hep çıkar ilişkileridir. Kurtuluş Savaşı sonrası emperyalistler sahneden çekilince zaman artık Topal Nuri için has Türk ve müslüman görünme zamanıdır. Cumhuriyetin kurulmasından sonra çıkarları gereği devrim karşıtı tüccarların, fabrikatörlerin safında yer alır. Fabrikasında çalıştığı Nedim Ağa’nın yerinden çok ağalıktadır gözü. Çarşıda, pazarda cepleri sırma işlemeli şalvarıyla hava atmak, fakirin fukaranın ayağa kalktığı, ağzında altın dişleri parlayan toprak ağaları gibi olmak istemektedir. Çalışıp kazanmak Nuri’ye göre değildir. Yaylada geçirdiği keyif içindeki tembel günleri özler. Özendiği sınıfın bir parçası olmak ister. Kantarcı’yla çatışması da bundandır.
Topal Nuri, Nedim Ağa’ya Kantarcı’yla hamal konusundaki tartışmalarını çarpıtarak aktarır. Etrafındaki namuslu, dürüst adamları temizlemelidir ki rahatça çalıp, çırpsın. Kara kaplı defteri bir eline geçirse neler neler yapacaktır. Iskarta pamuk satışlarındaki kazancını düşler.
Varsıllaşmak için her yolu dener. Sebze komisyonculuğu bile yapar. Varsıllaşmak kadar kadınlar da düşlerinin bir parçasıdır. Gördüğü kadınlardan hoşlanır ama evleneceği kadın, gördükleri gibi olmamalıdır. Sevebileceği değil, işlerini gördürebileceği bir kadın olan Emine Hanım’la evlenir. Emine Hanım dini bütün, yaşça kendisinden büyüktür. Sınıf atlama çabası belirginleşince karısından ayrılır. Nedim Ağa’nın çirkin kızıyla evlenir.
Kantarcı Mustafa – çok az bir ücretle çalışır. Ne patronuna ne de karısı Şehnaz’a yaranabilir. Erkenden fabrikada işbaşı yapar. Gece geç saatlere kadar çalışır. Yağmur, kar demez. Balyaları tartıp defterine geçirir. Kara kaplı defter elinin altındayken ne dolaplar çevrileceğinin farkında bile değildir. Emeğiyle yaşamını kazanır. Ona göre, Topal Nuri boynuna geçirdiği “medeniyet yuları” kravatla kendini adamdan sayar. Kendi gibi çalışmadığı halde fazla maaş alan, yaylaya çıkanın neden Topal Nuri olduğunu anlayamaz. Dolap çevirdiğini bilir ama ispatlayamaz. Kantarcı kendine hedef koymadığı için, sınıf atlamak gibi bir derdi olmadığı için, günlük yaşamını sürdürmek için paranın peşinden koştuğu için önünde sonunda Topal gibilere yenilir… Öfkesi sınıfsal değildir. Öfkesi aynı şartlarda yaşamak istediği bireye dönüktür. Kendisini sürekli Topal’la karşılaştırır. Onun gibi çok maaş alsa, yaylaya çıksa öfkelenmeyecektir… Topal’ın Ağa’dan gizli çiğit dolandırıcılığı yapacağını anlayınca onu gammazlamak ister. Amacı Topal’ın yerine geçmektir. Ağa’nın da bu işin içinde olduğunu görür, oyunu bozulur. İşte kapitalistleşme sürecinde sermaye birikimi savaşında Kantarcı gibi küçük düşünenlere yer yoktur.
Nedim Ağa- Topal Nuri’ye göre iş bilmez, aptal, enayi biridir. İyi de nasıl edinmiştir koskoca fabrikayı? Omuzunda halı satarak, hamallık yaparak geçimini sağlayan biriyken… CHP’nin ileri gelenleriyle kurduğu ilişkilerle “Sahipleri bilinmeyen mallar”dan alır. Eğitimsizdir, ama eğitimli gibi davranmaktan, eğitimli olanlara üstünlük taslamaktan zevk alır. Fabrikada bere, dışarıda şapka takar. Önem verdiği tek şey paradır. Sermaye birikimi için para her şekilde kazanılmalıdır. Nedim Ağa ayak oyunlarıyla palazlanmıştır. Fırsatçılık onun için akıllılıktır. Üretim araçları onun elindedir. Topal’la ortak noktaları paranın gücüdür. Paralarını kaybetmekten korkar. Bürosundaki maroken koltuklar, ceviz çalışma masası, içtiği pahalı sigara Nedim Ağaya hiç uymaz. Elindekileri sınıfsal baskı aracı olarak kullanır. Çukurova’nın sıcağında odasındaki buzdolabına ayaklarını sokar.
Buzdolabıyla simgelenen modernizmdir. Ürün farklı amaçla kullanılsa da yeniyetme burjuvaların yaşamına girmiştir.
Kabak Hafız köyün imamıdır. Topal Nuri onunla karşılaşınca gençliğinde sorguladığı Allah korkusunu tamamen içinden atar. Kabak Hafız’ın insanların dini duygularını sömürerek, alın teri dökmeden dini çıkarlarına göre kullanarak yaşamını sürdürmenin peşinde olduğunu görür.
İnsanların bilinçlenmesi Kabak Hafız gibilerin rahatını kaçıracaktır. Orhan Kemal Kabak Hafız tiplemesini diğer romanlarda da vardır.
Şehnaz- Kantarcı’nın kıymetlisidir. Şehnaz’ın tüm istediği Topal Nuri’nin karısı kadar varsıl bir yaşamdır. Kantarcı dürüst çalışmasıyla öbür dünyada kabul göreceğini düşündüğü için onun maaşıyla yetinmesini istemektedir. Şehnaz özlediği yaşamın hırsıyla Topal’ın tuzaklarına düşer.
Toplumsal Çözümleme
1934 yılı Türkiye’sinde köylüler yoksullaşmakta, hızla toprağından kopan köylü işçileşmektedir. Kadınlar, çocuklar karın tokluğuna çalıştırılır. İşçi sınıfı yavaş yavaş oluşmaktadır. Henüz tarihsel görevlerinin bilincinde değillerdir. Köylü-ağa ilişkisini fabrikalarda da sürdürürler. Patron velinimettir. Onlara ekmek verir. Feodalizmden kapitalizme geçiş insanları istemleri dışı değiştirse de köylü görüşleri değişmez, fırsatçıdırlar, zamanını beklerler.
Sebze komisyoncuları da tarımdaki sömürüyü bahçeciler, çiftçiler üzerinden sürdürür. Ürünleri yanlış tartarak, çiftçilere zamanında paralarını ödemeyerek onları zor durumda bırakırlar. Hak aramaya gelenleri de yasayla korkuturlar.
Romanda İstanbullu, İzmirli işçilerden söz edilir. Geri plandadırlar. Fabrikada sınıf bilinci olan işçilerin simgesidir. Düzene boyun eğmiş işçilerin karşısında umudun simgesidirler.
1930’lu yıllarda sermayedarlar halkın okur, yazar kesimini küçümserler. Sonraları bu aydınları yok saymaya kadar uzanır. Türk burjuvazisi 1970’li yıllarda aydınsızdır. 1980’den sonra estirilen liberal akımların etkisiyle solcu kimi aydınlar, milliyetçi aydınlar liberalleşir, burjuvazinin yanında yerini alır, hatta onları överler. Bu liberal aydınlar sermaye tekellerinin demokrasiyi zedeleyeceğini dile getirmezler, canla başla demokrasiyi savunurlar.